Arşiv

Archive for Haziran, 2009

Arthur H- Adieu Tristesse

Haziran 24, 2009 salyangoz Yorum yapın

adieu tristesse Arthur H guzel sesli Fransiz bir abimiz. Kendisi hakkinda bildiklerim internetten okuduklarim ve yanda gordugunuz albumun kartonetindeki sari tonlu resimlerle sinirli. 1966′da Paris’de dogmus, babasi Jacques Higelin gibi sarkici olmus. Yaptigi muzikte caz, blues, tango ve chanson geleneginden etkiler gormek mumkun. Sex Pistols, Serge Gainsbourg ve Tom Waits de kendisini etkileyen muzisyenlermis. Adieu Tristesse besinci studyo albumu, ayni zamanda adini en cok duyuran album olmus. 2005′te cikan bu albumun ayni adli acilis parcasini ve sarkicinin Feist’le duet yaptigi, Erik Satie sevenleri sasirtacak La Chanson De Satie’yi burdan dineyebilirsiniz:

Adieu Tristesse

La Chanson de Satie

Not: Sarkilari dinleyebilmek icin gereken player sanirim blogun yeni template’i ile calismiyor, bu yuzden sarkilari rapidshare’den indirip dinleyebilirsiniz.

Categories: blog

Tasinma vesaire

Haziran 23, 2009 salyangoz Yorum yapın

Bu yil geleneksel Bir Temmuz Montreal tasinma gunu etkinliklerine katiliyorum. Iki sokak oteye tasinmak icin kamyon ve yardimci olacak birilerini bulmam lazim. Sonra koli bulmak lazim, esyalari kolilere tikmak lazim, yeni evi ve yeni ev arkadasini sevmek lazim. Lazim da lazim.

Bu sehre cok alistim, Turkiye’ye tatil icin bile gitmek istemiyorum. Ama bir yandan da butun bu her seyi tek basina yapma gerekliligi, es dost akraba eksikligi koyuyor. Bir yanda ozgurce yasamanin verdigi rahatlik var bu sehirde, cantam calinacak, pesime adamlar takilacak, apartmandaki komsular laf edecek, arkadaslarim dedikodumu yapacak korkusu yok. Ama diger yanda daimi bir yabancilik hali mevcut. Bir yanim belki yeterince uzun zaman kalirsam entegre olabilecegimi soyluyor. Bir yanim entegre olamasam bile donmem memlekete, bu haliyle bile yasamasi guzel diyor. Bir baska ic ses ise yalnizlik baki, kafaya takmak nafile diyor. Bilemiyorum.

Turkiye’den ilk geldigim zaman su an oturdugum studyoyu tutmustum ve daha ilk haftadan bana pek uygun olmadigini anlamistim. Bu yuzden de bu studyodan kurtulmaya calistim. Burada evden cikiyorum diyip cikmak mumkun degil, once kendi yerine baska bir kiraci bulmak gerekiyor. Bu yuzden internete ilan vermistim, ve aksamlari ilani gorup arayanlara evi gosteriyordum. Ama her seferinde bir korku, bilmedigim bir ulkede, daha once gormedigim binbir milletten insani kendi evime almanin verdigi korku kapliyordu icimi. Turkiye’den yeni gelmisim, tabii ki kafamdan korkunc fikirler geciyor. Hirsizlik, taciz, artik ne olursa. Bir sey olmadi tabii ki, ama studyodan da kurtulamadim. Bu yil yeniden ayni seyi denedim, ama ne korku kalmis bende ne de bir sey. Gulumseyerek kapiyi sonuna kadar acmalar, her gun ucer beser kisiye evi gostermeler.. Neyse ki bu kez kurtuldum bu studyodan. Gordum ki buraya alismisim, buranin insanlari icimdeki korkak kizi yatistirmislar biraz. Itiraf ediyorum ki, aklimdan gecmedi degil, ya bir sey olursa, ya bir seyim calinirsa diye dusundum birkac kez ama iki yil onceki korkumdan eser kalmamis.

Turkiye’de o derece korkak yetismisiz ki buradaki sakin ve bariscil hayata adapte olmak uzun zaman aliyor. Ustelik Istanbul’a gidersem buradaki rahatliga alismis olmam yuzunden kesin basima bir is gelir diye de dusunuyorum.

Sahi biz neden korkmayi ogreniyoruz Turkiye’de? Neden insanlara guvenmemeyi ogreniyoruz? Tamam buradaki insanlarin da iyisi kotusu vardir kesin ama ben yine de Tecavuzcu Coskun filmleriyle ya da anahaber bultenlerindeki siddet goruntuleriyle beynimize kazinanlari yasamamin cok dusuk bir olasilik oldugunu dusunuyorum. Tanimadigim insanlara gulumsemeyi ogrendim mesela, bu da cok onemli. Ankara’da bir taksiciyle gulumseyerek muhabbet ettigimi dusunemiyorum bile, kimbilir nerde biter o yolculuk.

Ben mi paranoyaktim diye de dusunuyorum bir yandan. Ama paranoyakliktan cok kulturel bir bastirilmislik bu, oncelikle kadin oldugun icin, sonra da siradan vatandas oldugun icin bastiriliyorsun Turkiye’de.

Tecavuzcu Coskun demisken, o filmleri her gun her gun televizyonda yayinlayip bir neslin beynini karartan zihniyete ne demek lazim peki? Merak ediyorum, bu filmlerin ulusal televizyonlarda sik sik yayinlanmasi ve toplumsal etkileri konusunda herhangi bir sosyolojik calisma yapildi mi? Ya da en basitinden, nasil basladi tum bu furya? Dunyanin baska yerlerinde de insanlar televizyon ve sinema marifetiyle korkutuldu mu?

O filmlerin yaydigi korkunun yarattigi travma kadar, bir neslin cinselligi algilayis seklini degistirmis olabilecegi gercegi de korkutucu. Genc yasta cinsellik hakkinda tek bilgi kaynagi o tarz filmler olan insanlardan simdi ne bekleyebiliriz?

Cok fazla soru var bu konuda kafamda. Daginik oldu, kalsin boyle, toparlayamam istesem de.

Categories: blog

Haziran 16, 2009 salyangoz 2 yorum

Kanada’nin resmi televizyonu olan CBC’de yanilmiyorsam her aksam yayinlanan bir talk sov programi var, adi The Hour, sunucusu da George Stroumboulopoulos. Ben telaffuz edemiyorum soyadini ama kendisi eglenceli bir abimiz. Uzun zamandir seyretmiyordum, hem kablolu tv olmadigi icin iyi gostermiyor televizyonum, hem de unutuyorum seyretmeyi. Gecenlerde Youtube’de Salman Rushdie’nin konuk oldugu bolumun videosuna rasladim, iyi de oldu, guzel bir program olmus. Fetva olayi ve sonrasina dair kucuk bir ozet ve Rushdie ile yapilmis eglenceli sohbet var, meraklilarina:

Categories: blog