Arşiv

Archive for Mayıs, 2009

Mayıs 27, 2009 salyangoz Yorum yapın

haneke-huppert

Michael Haneke, nihayet bu yil Cannes’da Altin Palmiye’yi aldi. Simdilik bu odulu getiren film icin beklemedeyiz. Bu arada, eger simdiye kadar seyretmediyseniz ben size Haneke’nin eski filmlerinden ucunu tavsiye edecegim. Bunlar sirasiyla, Der Siebente Kontinent (1989), Benny’s Video (1992) ve 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls (1994). Ucu de siddet uzerine filmler, ucunun de dvdsinde Haneke’yle yapilmis super roporajlar bulunuyor. Ben filmler kadar roportajlari da begendim, cunku Haneke hem anlatmak istediklerini ve genel olarak hayata bakisini yalin bir sekilde anlatiyor, hem de kendisinin ne kadar sempatik biri oldugunu gormek mumkun. Filmler icinse cok sey soylemek istemiyorum, izleyin, kendi sokunuzu kendiniz yasayin.

Not: Bu post yanlislikla silindi, kendisi geri getirilebildi ama yorumlari internetin karanliklarinda yok oldu, falan filan.

Categories: blog

Ceviri kabusu

Mayıs 21, 2009 salyangoz 1 yorum

Murakami’yi ve Zemberekkusu’nun Guncesi adli romanini duymussunuzdur. Bir suredir kutuphanede bulmaya calisiyordum, nihayet elime gecti. Okumaya basladim ve kitabin dunyasina cekildigimi hissediyorum. Uzun zamandir bir romani icindeymisim gibi okumamistim, bu sebeple kendimi yavaslatmaya ve tadini cikara cikara okumaya calisiyorum.

Bugun Amazon’da baska cevirileri var mi diye bakinirken can sikici bir iddiayla karsilastim. Bazi yorumcular kitabin orijinalinden kisa oldugunu yazmislar. Rivayet o ki, Amerikali yayinevi yazara ve cevirmene baski yaparak bazi bolumlerin ki 100-150 sayfa civarinda bu bolumler toplamda, cikarilmasini saglamislar. Artik kitap kalin olmasin diye midir nedendir orasini bilemiyorum ama cok sinirlendim. Zaten kitabin icine de yazmislar, Japonca aslindan Ingilizce’ye cevrilmis ve adapte edilmistir diye. Iyi valla, notunu dus sonra yayincilik etigini yok say. Amazon Ingiltere’den baktim, ayni ceviri var orda da. 600 sayfa civarinda, bendeki kopya gibi. Turkce ve Fransiz cevirisi ise 750 sayfa civarinda. Karakterlerden, marjinlerden dolayi sayfa sayisi degisebilir tabi, pek guvenilir degil bu metrik.

Turkiye’de ceviri kitap alip sinirden kudurdugumu cok bilirim. Can Yayinlari sagolsun Kafka, Camus gibi yazarlari cevirmen burada ne demek istemis acaba diye diye okuduk. En son Boris Vian’in Gunlerin Kopugu adli kitabini getirmistim Turkiye’den, okuyamadim cevirinin abuklugundan. Burada oyle sorunlar olmaz, Ingilizce gibi cok buyuk kitlelere hitap eden bir dilde degisik ceviriler olur, etik kaygilar olur demistim. Amerikan mantigini unutmusum…

Simdi kitabi Turkiye’den alayim desem, tukenmis, ki o da Dogan Kitap, kimbilir nasil bir cevirisi vardir. Fransizca desen ancak Cin Ali okuyabilirim ben bu seviyede. Elimizdekine talim edecegiz caresiz.

Ceviri isini duzgun yapan kisilere tapiyorum bu arada, bence kutsal bir is cevirmenlik. Yazar ile okurunun arasi, elbette ki kutsal…

Categories: blog

“Domuz Gribi Neo-liberalizmin laboratuarında üretildi”

Mayıs 6, 2009 salyangoz Yorum yapın

“Son verilere göre, 15 ülkeyi etkileyen Domuz Gribi Meksika’nin Perote kasabasinda ortaya çikti. Hemen komsu eyaletlere siçradi, oradan uluslararasi ulasim aglarina ulasarak dünya çapinda yayilmaya basladi; ayni ABD mali piyasalarinin, esik alti krediler gibi, küçük bir diliminde basladiktan, sonra, “dijital devrimin” sayesinde hizla yayilarak küresellesen mali kriz gibi… Her iki sürecin de arkasinda, ayni yapisal sekillenme, egemen sermayenin, 1980’lerde benimsedigi, gelismekte olan ülkeler dayattigi neo-liberal “reformlar” var.

Meksika, bu “reformlarin” öncü laboratuarlarindan biri oldu. Bu köseyi yazmaya basladigim yillarda, 1994 Meksika mali kriz patlak verdiginde, neo-liberalizmin ve küresellesmenin, toplumlarin dokulari, insanlarin yasami üzerindeki yikici etkilerini, zamanin serbest piyasa Ayetullahlarinin, bana yönelttikleri elestirilerin de yardimiyla etraflica tartismaya sansim olmustu.

1980’lerde, ABD ve IMF baskisiyla neo-liberalizme açilan Meksika, 1994’de büyük bir kriz yasarken, ABD’de de 1918’den beri istikrarini koruyan domuz üretme sanayi bir siçrama yapmaya basliyormus. 1994-2001 arasinda ABD’de mega domuz çiftliklerinin payi toplum içinde %10’dan % 72’yer siçramis (The Independent, 01/05). 1965 yilinda ABD’de 53 milyon domuz bir milyon domuz çiftligi varmis. Bu gün 65 milyon domuza karsilik, 65,000 çiftlik var. Bu veriler, muazzam bir yogunlasmaya ve merkezilesmeye isaret ediyor.

Bu yogunlasma süreci içinde, ABD domuz endüstrisinin, NAFTA serbest ticaret anlasmasinin getirdigi olanaklari kullanarak, ucuz is gücünden, yabaci sermaye tesviklerinden yararlanmak, çevre, saglik koruma kurallarindan kurtulmak, için Meksika’ya göç etmeye basladigini görüyoruz. Iste bu dev sirketlerden Smithfield’in, Perote kasabasinda devasa bir domuz çiftligi var. Bu kasaba belediyesinin Mart ayinda hazirladigi bir raporda, halkin %60’inin nezle, zatürree ve bronsitten sikayetçi olduguna isaret ediliyormus. Bu rapor görmezden gelinmis. Virüs uzmanlarinin 2003 yilinda “domuz gribi virüsü yeni, hizli bir evrim sürecine siçradi” uyarilari, 2006 yilinda Science dergisinde yayimlanan, bu tür kombinalarin, sagliksiz ve pis ortaminda, birlesik virüslerin olusma olasiliginin gittikçe güçlendigini söyleyen arastirma ilgi görmemis. Adindan anlasilacagi gibi N1H1 iki virüsün birlesmesinden olusan bir mutasyon, yine böyle bir yogun üretim ortaminda patlak veren H5N1 kus virüsü gibi… (Mike Davis, Znet, 1/05)

Dünya Bankasi gibi uluslararasi mali kuruluslarin Meksika Saglik sistemine dayattigi, bölgesellestirme ve özellestirme krizin zamaninda algilanmasini, merkezi ve esgüdümlü bir tepki gelistirilmesini engellemis (Laure Carlsen, Commondreams, 30/04).

Domuz Gribi de, “umutsuzluk çaginin”, uygarlik krizinin bir semptomu. Ama yasamin diyalektigi, umutsuzlugun umut, krizin dönüsüm içerdigini, tarih insanligin, özellikle siyasi, ekonomik iktidardan en dislanmis kesimlerinin, en umutsuz, en karanlik anlarinda en yaratici inisiyatifleri sergileyerek yeni çikis yollari açabildiklerini gösteriyor. Sorunlarin çapi ve yayginligi, tehlikenin büyüklügü, tarihin böyle bir yaygin kitlesel yaraticilik dönemlerinden birine girmekte oldugumuzu düsündürüyor.”

Ergin Yildizoglu’nun yazisinin tamami burda.

Categories: 1