Arşiv

Archive for Nisan, 2009

Bayram bizim neyimize…

Nisan 22, 2009 salyangoz 3 yorum

ymaz

“Tam bir hafta geçti. Bu süre içinde Uğur’un, ayağında terliklerle kana bulanmış cesediyle yüzleşmeyi reddettik. 12 yaşındaki Uğur, Mardin Kızıltepe’de babasıyla birlikte güvenlik güçlerince öldürüldü çünkü. Çünkü bu memlekette yaşayan, asabiyet içinde kendine bir isim arayan, ister Türk ister Türkiyeli halkım, ORADA olan bitenler üstüne herhangi bir söz sahibi olma hakkından daha başından feragat etmiştir. İnsan olarak, aynı sınırlar içinde yaşamakta olduğu, Türk olmasa da Türkiyeli vatandaşlarının hayat güvenliği üstüne söylenecek bütün sözleri silahlı güçlere teslim etmiş, rahatlamıştır. İşte Uğur’un çocuk bedeni kanlar içinde bir soru işareti gibi yatarken, bu ölümü de bambaşka bir dünyanın, aklımızın ermeyeceği çatışmalarının büyük ihtimalle hak edilmiş bir sonucu olarak görüyor, susuyoruz. Bunca zamandır az satan birkaç basın organı dışında başta Umur Talu olmak üzere ancak birkaç kişinin ilgisini çekebilmiş olan bu ölümler de hesabı sorulmamış binlerce ölümle birlikte dikilmiş, gözlerimizin içine bakıyor.
Şimdi ne yapacağız? Bir kez daha kalakaldık mı çok sıktığı için boynumuzdan çıkarıp attığımız vicdan yakasının karşısında?
12 yaşında bir çocuğun, ‘dokuzunun yarasında yakın atış izlenimi uyandıran barut izleriyle sağ ve sol eline dört adet, vücudunun sırt bölgesine dokuz adet olmak üzere toplam 13 adet mermi’ ile vurulmuş olması dünyanın savaştan uzak durmakla övünen her ülkesinde kıyamet koparır. Öğretmeni tarafından ‘az önce sokakta arkadaşlarıyla oynuyordu; 5-C sınıfından öğrencim’ diye teşhis ettiği Uğur ve babasının evlerinin önünde, ayaklarında terliklerle toplam 21 kurşunla öldürülmesinde bir haber değeri göremiyorsak Türk basını olarak kendimizi toptan lağvetmenin zamanı gelmiştir. Ancak ora insanının yoğun çabaları ve birkaç vicdan militanının gürültü çıkarmasıyla toparlanabiliyorsak…
Hayatından bu kadar kolay vazgeçebildiğimiz çocuk ve babasının hikâyesini bu gün Ahmet Şık’ın kaleminden okuyacaksınız.
Bu haberi okurken neler hissedecek, neler düşüneceksiniz bakalım? Bu konuda bir açıklama yapma zahmetinde bulunmayan İçişleri Bakanlığı, idari soruşturma başlattığına göre kendisine zar zor bir meşruiyet edindi bu konu da. Gerçi bir mahkeme kararıyla dosya üzerinde ‘gizlilik’ kararı alınmış ya, bu haberi okuduğunuz, çevrenizdekilerle tartıştığınızda artık ‘vatan haini’ damgası yemezsiniz. Mardin Valisi’nin açıklamasıyla yetinseydik, Uğur ve babasının, terlikleriyle karakol basmaya kalktıkları sırada vurulduklarını okuyup geçecektik. Şimdi de ‘Dur’ ihbarına
uymayıp ateş açtıklarını iddia ediyor, güvenlik güçleri. Başucuna uzun
namlulu silahı yerleştirirken terliklerini çıkarmayı unutmuşlar. Uğur, hele o bölgede katlinden sual olunmayan çocukların ilki değildi elbet. Belki katlinin hesabı sorulan ilk çocuk olabilir. Ama bu da hayatımızda bir devrimin ateşleyicisi olacak değil maalesef. Aslolan, Uğur’un nasıl bir dünyadan kovulmuş olduğu gerçeğidir.
Nasıl bu hale geldik?

…Uğur’un, ölüleri teşhis için çağırılan kapı komşusu öğretmeni, Uğur’un başucundaki uzun namlulu silahı gösterip, ‘Bu küçücük çocuk bu silahı taşıyabilir mi?’ diye sorduğunda polisler, ‘Karanlıkta koca adam gibi duruyordu’ demiş.
Çocuk ölüleri karşısında ne hissediyorsunuz? Karanlıkta koca adam gibi durduğu için, başını sokabileceği bir evi olmadığı için, aç kaldığı, tedavi görmediği için ve daha birçok nedenle katledilen çocukların ölüleri nasıl oluyor da infial yaratmıyor bu toplumun bağrında? Asılabilsin diye yaşı yükseltilen çocukların cellatları nasıl hâlâ saygın kimliklerine bürünmüş, sıcak evlerinde ecel bekliyor?
Bu toplum, bu koca nüfus, vatan sevmekten çocuk sevmeye vakit bulamamış savaşçılar ve kasaba tüccarlarından mı oluşuyor?
Çocuğa yönelik, çocuğun kıymetini işaret eden nasıl bir örgütlenme görüyorsunuz hayatınızda? Bir çocuğun paramparça bedeni karşısında suspus olup yetkililerin açıklamasını bekleyecek sabrı, soğukkanlılığı nereden edindiniz? Terörist çıkarsa boşa üzülmüş olmak istemiyor musunuz?
Nasıl bu hale geldik? …

Yildirim Turker

Duyarli cagrisi icin Elestirel Gunluk‘e tesekkurler.

Categories: blog

Anlamsiz

Nisan 15, 2009 salyangoz 11 yorum

Akli basinda oldugunu dusundugum insanlari bazen anlamakta zorlaniyorum. Hani bakiyorsun adam dusunen, ureten, insan haklarini vs savunan biri, sonra gelip oyle bir sey diyor ki her sey tepetaklak oluyor. Misal, cinsel icerikli kufur eden insanlari anlamakta zorlaniyorum, hem de cok zorlaniyorum. Hele bu insanlar akli basinda kategorisinde oldugunu dusunduklerimdense hic anlam veremiyorum. Bir yandan entellektuel olup diger yandan kufur ederek rahatlamak, cinselligi birini cezalandirma olarak gormek benim algi sinirlarimi cidden zorluyor.

Dildeki siddet ve yanlis, hayata da yansiyor halbuki. O kullanilan kufurlu dil birilerini bastirma araci olmaya devam ediyor, ornegin kadinlara ve escinsellere yonelik kufurleri kullanan kisi istedigi kadar entellektuel olsun, bu onun dil vasitasiyla siddet uyguladigi gercegini degistirmiyor. Ornek vereyim, i. melih gokcek diyip i’den malum anlami cikarip eglenmemizi ya da sinirimizi bosaltmamizi bekleyen kisinin, escinsel haklarini savunusunda samimi olduguna inanamam. Turkiye’de ataerkil ve siddet dolu kulture karsi cikmak isteyenin once Turkcedeki ataerkil ve siddet icerikli kufurlere, soylemlere karsi cikmasi gerekir, nokta.

Ikinci ve alakasiz olarak, hala burclara inanan insanlar olmasini anliyorum. Ama yine okuyan eden tayfasindan insanlarin burc hesabi yapmalarina kesinlikle anlam veremiyorum. Insanlarla iliskilerini burclara gore yorumlayanlar, burclarinin ozellikleriyle kendi karakterleri arasinda baglar kuranlar… Zaten o kadar yuvarlak tanimlari var ki burclarin, a degil b burcu olsalar yine ayni sekilde burclarina sahip cikacaklar.

Yapma canim, yapma kardesim diye monitore haykirasi geliyor iste bu noktada insanin…

Categories: blog

Yuh

Nisan 10, 2009 salyangoz Yorum yapın

…dizideki (Avrupa Yakasi) diğer kadınlar arasında da…“cesur” karakterler var. Bunlardan biri Hasibe Eren‘in canlandırdığı “Makbule”… Hatta hatırlarsanız, Başbakanlık Aile ve Sosyal Genel Müdürlüğü, Makbule’nin İzzet’ten boşanıp eski sevgilisi Burhan Altıntop’la aynı evde yaşamasını sakıncalı bulmuştu. Çünkü bu durum “kutsal Türk Aile yapımızı” tehdit ediyordu!

Başbakanlık Aile ve Sosyal Genel Müdürlüğü’ne göre, sadece Makbule değil o dönem ekranlarda gördüğümüz birçok karakter ve bu karakterlerin yaşadıkları ilişkiler; kırılgan, zayıf, her an etkilenmeye ve dağılmaya hazır Türk Ailesi’nin bütünlüğünü ve kutsallığını tehdit eder nitelikteydi.

O dönem yapılan açıklamayı tekrar okuduğumda, bir kez daha kanım dondu:

“Dizilerdeki kahramanların, boşanmış, eşinden ayrı yaşayan, bekâr kalan, sadece çocuklarıyla yaşamını sürdüren, nikâhsız yaşayan, sözüm ona kendi başına yeten veya ayakları üzerinde durabilen kişilerden oluşması, izleyici bağlamında arzu edilmeyen davranış modelleri yaratarak toplumsal yaşamı riske sokmaktadır.”

Tabii ki bahsedilen bu kişiler, aslında sadece kadınlar… Kadınların boşanmaları, kocalarını aldatmaları, kendi başlarına yaşamaları, kendi ayakları üzerinde durmaları, bizi yönetenler için çok sakıncalı durumlar. Nitekim uyarı alan karakterlerin hepsi kadındı. Karısını aldatan, döven erkekler ise herhangi bir uyarı almamıştı.

Zaten biraz düşündüğümüzde; Türk aile yapımızın o ikiyüzlü ahlakının; erkeklerin aldatmalarını, dövmelerini, öldürmelerini, tecavüz etmelerini kabullenen bir genişlikte olduğunu fark etmemiz işten bile değil. Türk ailesinin ahlak yapısı, erkeklerin ahlaksızlıklarını kabullenecek, hatta “O erkektir,” diyerek bu ahlaksızlıkları destekleyecek derecede ahlaksız ya da ikiyüzlüdür.

(Yener Bayramoglu, Bianet)

Başbakanlık Aile ve Sosyal Genel Müdürlüğü’nden de uber fantastik aciklamalarindan ve toplum sekillendirme cabalarindan da bihaberdim bu yaziyi okuyana kadar. Ahlak polisimiz varmis da haberimiz yokmus…

Categories: Kategorilenmemiş Etiketler: